Kültürlere Göre Mandala

0
18

Mandalamerkezi olan bir daire aslında doğada bulunan bir desendir. Biyoloji, fizik, kimya ve astronomide görülür. Örnek olarak, merkezinde çekirdek olan hücre, buz kristalleri, atomun yapısı, çiçekler, ağaç kesitindeki halkalar sayılabilir. Görüldüğü gibi birleştiren bir merkez etrafında bütünleşmiş bir yapı tamlığı gösteren birer mandala desenleridir. Makro kozmosta dünya ve diğer gezegenler daireler çizerek bir mandala oluşturur. Galaksiler sarmal bulutlarla tüm evren henüz keşfedilmemiş dev bir mandala oluşturmaktadır.

Mandala bireyleşme (bölünmezleşme) simgesidir. Sıradan zihinlerin “aydınlanma”ya doğru değişimi ve zihinsel sağlıklı olmaya yardımcıdır. Yontma taş devrine kadar uzanan her kültürde, her halk topluluğunda rastlanır. Örneğin:

*Pueblo ve Navako yerlilerinde kumdan resimler şeklinde görülür. Kum mandalaların yaratılması çok uzun saatler veya günler sürebilir. Tibetli Budistler geleneksel kum mandalalarını yapma ve bozma sırasındaki seremonilere büyük önem verirler. Renkli kayalar kum haline dönüştürülmüş olarak ince tüplere doldurulur. Tahta zemine çizmiş oldukları şekillerin üzerine merkezden dışa doğru çalışarak büyük bir işbirliği ve konsantrasyon içinde kumları yerleştirirler. Kumun bozulması da özel bir sıra ile yapılır ve bu bozma işlemi maddi hayatın geçici tarafını sembolize eder. İpek bir torba veya cam kavanozlarda toplanan kumlar ırmak veya hareketli bir suya götürülüp doğaya bırakılır.

*Eskimo şamanlarının maskeleri “merkezi bir boşluktan yayılan ortak merkezli dairelerin” biçimine sahiptir.

*Azteklerin dairesel takvimi hem zaman hem de dini inanışlar için (günlerin ve kaderlerin hesabının yapıldığı) kullanılmış, “güneş taşı” denilen 3.56 m çap, 25 ton ağırlığında kara mermerden yapılmıştır. Üzerinde kabartmalar vardır. Ortada güneşin yüzü, yanlarda pençe şeklinde elleri, haç şeklinde kolları dört unsuru simgeler (toprak, su, hava, ateş ).

*Hıristiyanlıkta mandalalar özellikle orta çağın ilk dönemlerinde sık görülür. Çoğunda İsa merkezde ve dört ana melek veya sembolleri çevresinde gösterilir.

* Eski Mısır medeniyetinde Horus ve dört oğlu da aynı şekilde temsil edilir. Dört ana yönün bekçileridir ve biri insan başlıdır. Horus ise dünyada yol gösteren (ruhu uyandıran, manatik ateş) Tanrısal kişi olarak bilinir.

*Doğuda TAO sembolü olan ying-yang hem zıtlığı hem de birliği ifade eder. En etkileyici ve sanatsal değeri olan mandalalar ise Tibetli Budistler tarafından yapılanlardır. Dinsel törenlerde bir yantra, bir tefekkür aracı olarak bilinir.

*Birçok halk dansları ve törenlerdeki dansların bir merkez çevresinde çember biçiminde dönüldüğü, dört köşeye doğru çekilerek yine merkeze doğru gelindiği örnekleri vardır. Hindistan’da bu dansa MANDALA NRİTHYA yani mandala dansı denir.

*Ortasında bir çeşme ya da şadırvan ve bunun etrafında insanların dolaştığı kare bir alan olarak mandala kutsal mimariye de yansımıştır. Rönesans dönemindeki çizim ve tasarımlarda da yoğun bir şekilde görülür. İç içe dairesel bir yapı, yıldız şeklinde merkezden çevreye uzanan yollar ve ortada kare bir meydan gibi ideal şehir planlarının çiziminde kullanılmıştır. Kiliselerin camlarını süsleyen (rosy window) şekillerde kullanılmştır.

CARL GUSTAV JUNG ve MANDALA

İsviçreli psikiyatrist C. G. Jung (1875-1961) rüya analizleri çalışmaları sırasında mandalaları keşfetmiş onlar üzerinde çalışmış ve yorumlamadan önce 14 yıl onlarla ilgili incelemeler yapmış, kendi kişisel gelişimi için kullanmış ve deneyimlerini kayda geçirmiştir. Daha sonra da psikoterapi de uygulamıştır. “1918-19 döneminde her sabah o zamanki ruh haline tekabül etmiş görünen küçük bir dairesel taslak, bir mandala çizdim. Bu çizgiler yardımı ile günlük psikolojik dönüşümlerimi gözlemleyebiliyordum. Mandala çizmeye başladığımda gördüğüm her şey, izlediğim her yol, attığım her adım tek bir noktaya geri dönüyordu. Orta noktaya gittikçe açık olmaya başladı ki mandala merkezdi. Merkeze, bireyselleşmeye giden yoldu” diye anlatır Jung. “Benliği, kişiliğin bütünlüğünü” keşfettiğini belirtir. Daha sonraları da Doğunun törensel mandala diyagramlarının, psişik bütünlük için bir araç olarak işlev gördüğünü fark eder. “Mandala psişenin mikro kozmik doğasına tekabül eder” der Jung.

mandalalar Eski çağlardan beri benliğin simgesi olarak görülmüştür

Mandala dört yöne açılımı ile yeryüzünün dört ilkesini, psişik niteliği birleştiren kare şekli ile bütünlüğü ve tekliği ifade etmektedir. “Eğer ruhun bir kare olduğuna ilişkin geçmişteki Pisagor görüşünü kanıt olarak kullanırsak, mandala tanrıyı üçün katlarının ritmi olarak, ruhu ise statik dörtlü, yani dört renge bölünmüş halka olarak açıklar. Bunun derinindeki basit anlam, ruhun tanrıyla birlikteliğidir.” der Jung. Daire, dörtlü ve üçlü ritim birbirlerinin içine öyle girerler ki biri aynı zamanda diğerinin de içinde bulunur.

Daire hareketi, insan yaradılışındaki bütün aydınlık ve karanlık güçleri, dolayısıyla her türden psikolojik karşıtları harekete getirmesi bakımından manevi bir anlam taşır.